ne var,
ne yok?

1Kasım 2015

BİR ÖZET..

“Mimarca” bir dünya manzarası, ve elbette bir tanımlama gayreti.. Adını koymadan neyi tartışabiliriz ki ?.. Var olan her şeyde sezilen tasarım gücüne bakarak ”kutsal bir meslek” demek de var mimarlığa, olan bitene bakıp “insanlığa çok mu lazım ?“ demek de !.. Belki de “mimar” dediğin nedir ki “İnsan” yoksa içinde, deyip bağlamak gerek sözü !..

Bu sitenin ya da belleğin 6 GB’ı aşan dağarcığında, “mimarlık penceresinden” çarpıcı manzaralar bulacaksınız, biraz da aykırı düşünceler.. Her eve lazım mimarlık bilgileri.  Her öğrenciye ve de her mimara gerekli öneriler ve öngörüler.. İlaveten sevgili seramik sanatçısı eşim Âfet’in yazıları ile seramikleri ve sevgili heykeltıraş oğlum Başat’ın heykel çalışmaları belleğimizi zenginleştiriyor..

Enerji, Ekoloji ve Ahşap.. Bence ayrılmaz bir üçlü.. Bu başlıklarda verilen 400’e yaklaşan konferans ve buluşmanın ve bir o kadar yazının ardından bir toplu bilgilendirme denemesi.. Bu konularda ilk kez dile getirilen gerçeklerle yüzleşme.. Eğitim sorunlarından, iş bulmaya, belediye ilişkilerinden işveren sorgulamasına kadar onlarca konu ve özgün yorumlar.. 51 yıldır taşınan mimarlık mikrobunun ateşli serüvenleri. Yani  biraz da başa gelenlerin içtenlikle paylaşımı..

Ve bazı “derin mimarlık” sorunları : Yoksa mimar bir süpermen mi ?..  Mimarlık; beklenen “Mesih”i mi mesleklerin ?.. Böyle uçuk şeylere bile yanıt arayan bir sorgulama, bir araştırma..

Böyle giderse, 2020’ye varmadan tapusunu teslim edecek gibi görünen, bütün gözlerin üstüne çevrildiği “dünyanın en zengin ülkesi” Türkiye’nin yeniden doğuşuna mimarca katkı koyma heyecanı..

Bazen sakin, bazen hiddetli ve zaman zaman haykırarak kaleme alınan satır aralarında; ekol, moda, reyting ve de akademik dil derdine düşmeyen, “mimarca” yorumlar bulacaksınız.. Yine de yüzünüzden gülümsemeyi eksik etmeden..

BİR ÖNSÖZ..

50’sinden sonra “yoksa ben mimar mı oluyorum” diyen birinin kalemi eline alışı ve ürettiği mimarca söyleşileri 60’ından sonra paylaşma arzusudur bu bellek..  Peki
neden ?.. Çala kalem yazdıkları bunca dergide basılmış, onca söyleşide dile gelmişken yetmedi mi ?.. Yetmedi.. Çünkü fark etti ki daha ulaşamadığı binlerce öğrenci ve mimar var. Bir o kadar da; mimarlığın ne işe yaradığını merak eden sevgili vatandaşımız.. Bu bellek, biraz da onlar için “yaşam bilgisi”..

İçinde, sevgili eşim Y.Seramikçi Âfet Erengezgin’in de mimarlık, tasarım ve zihinsel enerjiye ilişkin yazıları var. Bir yıl Uludağ Üniversitesi Mimarlık Bölümünde Temel Tasarım dersi vermişti. Ki hala konuşulur.. Nesi konuşulur onu da yazılarını okuduğunuzda, derste çekilen videodan alınma resimleri gördüğünüzde anlayacaksınız. Her şeyin serbest ama birbirini sevmemenin yasak olduğu çılgın bir tasarım dersi idi.. Sene sonunda, müşterek bir başarı sergilendiğinden ötürü herkese 100 verince kızılca kıyamet koptu.. Meğerse, bütün öğrenciler kalabilir ama herkes 100 alamazmış.. O zaman meşhur çan eğrisi, çan kulesine dönermiş.. Bunu da YÖK’ün yüreği kaldıramazmış !.. Yazılarından anlayacağınız gibi sevgili eşim sevgi üretmeye farklı platformlarda devam ediyordu..

Ama maalesef 25 Temmuz 2015’de sonsuzluk makamına uğurladık sevdiğimi.. Şimdi, onun vasiyeti olan güneş evini yapma ve bıraktığı binlerce sayfa bilgiyi kitaplaştırma gayreti içindeyim..
Bence başarılı bir mimar olacak iken, “mimar” olarak anılmak istemeyen, kentleşme politikasına meyleden kızım Çavlan’ın beşinci projesi ve benim onun üzerine kaleme aldığım yazı dışında ona dair belge yok şimdilik. Fakat heykeltıraş oğlum Başat’ın kataloğunu ekledim.. 29 Ekim 2006’da Bursa’da açılışı yapılan ve maalesef bir sosyal demokrat başkan tarafından kaldırılan Atatürk-İnönü sohbetini üç boyutlu hale getiren heykeli ile birlikte.. Sitede, şiirleri de var..

Eşiminkilerden esinlenip, ben de, “denemeler” başlığı altında hayli yazımı sıkıştırdım araya.. Mimarlık, yaşamdan ve duygulardan soyutlanamaz mantığı ile.. Bilin istedim bir mimar nasıl yaşıyor, neler titretiyor gönül tellerini.. Böylece bir otobiyografi de sıkıştı sayfa aralarına..

Kazanılmış bir maçın ya da siyasi zaferin bile “bir mimarı” varsa, yani bu etiketi insanlar bu kadar seviyorsa, galiba “biz mimarlar” biraz daha çeki düzen vermeliyiz kendimize dedim. Ve belki de, kurguladığım birçok kitaba temel olacak bu belleği derlemeye giriştik ve sitemize de aktardık..

Anlatmaya çalıştıklarım, hala kanayan yaralara çare önerileri.. Ya da hala güncel ve hayati önemde sorunlara çıkış yolları..  Diyeceksiniz ki, 50 yıldır düşünüyor, 20 yıldır yazıyorsun.. Niye çıkamadı hala o yollar, niye yaralar hala kapanmadı ?..

İşte bunun yanıtını birlikte bulacağız… Benim elimde sihirli değnek mi var sanıyorsunuz ? Elbette yok. Ama paylaşabileceğim sayfalarca sorun ve öneri var. Mimarlığı meslek olarak seçmek isteyen gençlere bazı
ipuçları var. Öğrencilere mesleğin perde arkasını anlatan, diplomaya giden dikenli yolun çilesini paylaşan ve onları bekleyen mesleki serüvenden manzaralar var. Meslektaşlara; paylaşabilmek ümidi ile yaşamsal öneriler var. Küçük büyük sevgili hocalarımıza da ( hani ihtiyaçları yoktur ama )  dilim döndüğünce iletmeye çalışacağım mimarlığın derinlerinde yatan bazı sorunlar var..

Önce paylaşacağız ki çözüm üretelim. Toplumsal sorunlara bireysel çareler bulunamaz. Önce bilinç oluşacak; sorgulayan ve irdeleyen. Sonra değişim başlayacak gümbür gümbür.. Başbakan değişsin, hükümet değişsin, rektör değişsin, kanunlar değişsin sonra ben elbette değişirim sananlar sonsuza kadar bekleyebilir.. Değişim bugün ve doğrudan kendimizden başlar.. Vesile olursa ne mutlu.

Bu bir beyin fırtınası..

Y.Mimar Çelik ERENGEZGİN